En çok izlenen videolar
"Ayın Konuğu" buluşmaları kasım ayında Arkeolog Güneş DURU'nun "İnsan ve Mekanın Dolanık İlişkisi" başlıklı sunumuyla devam etti. DURU'nun sunumu 12 Kasım 2016 Cumartesi günü Karaköy binamızda gerçekleşti.
"İnsan ve Mekanın Dolanık İlişkisi"
"Barınma zorunluluğuyla başlayan insan-mekan ilişkisi öngörülemeyen yeni deneyimler, sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm arayışlarını ve yeni icatları beraberinde getirirken el yordamıyla oluşturulan mekanlar zamanla insanı biçimlendirmeye başlamış, bir anlamıyla evcilleştirmiştir. Ölçeği değişse de insan ve mekanın karşılıklı, dolanık ilişkisi tüm toplumsal dinamiklerin merkezinde olmuştur.
İlk yerleşik toplulukların çözüm arayışları, sosyal rekabet ve bir dizi benzeri olgu "Mimarlığın" ortaya çıkmasına neden olurken, değişen mekan kavramı özel ve kamusal alan arasındaki ayrışma ve çatışmaları da beraberinde getirmiştir."
Güneş Duru
25 yıldır pek çok arkeolojik araştırma ve kazı projesinde yer alan Dr. Güneş Duru arkeoloji, mimarlık ve antropoloji gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, insan ve mekan arasındaki dolanık ilişkinin değişim dinamikleri kadar, mimarlığın ortaya çıkış sürecinin de izlerini sürmektedir.
19. Yüzyılda İstanbul'un Değişen Mimari Dokusunda Güçlü Bir Etken Olarak Askeri Yapılar
19. YÜZYILDA YENİDEN BİÇİMLENEN KENT: İSTANBUL
İstanbul, özel coğrafi konumu nedeniyle tarihöncesi çağlardan bu yana tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur. Kent, tarihsel süreç içinde Bizans, Osmanlı gibi büyük devletlere de başkentlik yapmış ve binyıllar içinde görkemli anıt yapılarla donatılmıştır. İstanbul’un çekici topografik özellikleri de anıtların yer seçiminde etkili olmuş, böylece doğal ve mimari çevre birlikte özgün bir kültürel peyzaj oluşturmuştur. Günümüz İstanbul imgesinin kanıtı olan ve sıklıkla koruma sorunlarına dikkat çekilen “tarihi yarımada silueti”, aslında zaman içinde pek çok değişim yaşayarak bugüne ulaşmış olan ve İstanbul’un geçmişindeki farklı dönemlerin, farklı kültürlerin izlerini taşıyan bir bütünlüktür.
İstanbul bu özel kültürel değeri ve mimari kimliği ile 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiştir. Böylece İstanbul’un geçmiş yaşamının bugüne ulaşan izlerini ve kanıtlarını oluşturan anıt yapılar ve kentsel dokular kendi uyumlu bütünlüğü içinde küresel ölçekte saygı duyulan ve korunması önemsenen bir değer olarak kabul edilmiştir. Ancak her ne kadar kentimizin görkemli geçmişi ve etkileyici görüntüsü ile övünsek de, İstanbul bugün önemli koruma sorunları yaşamaktadır. Tarihi kent üzerindeki rant baskısının olumsuz etkisi ve yanlış koruma politikaları, İstanbul’un özgün tarihi kimliğini ve mimari değerini tehdit etmekten öte dönüştürmeye başlamış durumdadır. Bu bağlamda doğru koruma politikalarını geliştirebilmek ve yanlış uygulamalara karşı durmak için bir yol da İstanbul’u çok katmanlı çok kültürlü kimliği ile doğru tanımak ve anlamaktır.
Bu kapsamda TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi olarak “İstanbul’u Tanımak, İstanbul’u Anlamak” başlıklı yeni bir seminer dizisi ile tarihöncesinden günümüze kentin farklı dönemlerine ışık tutan farklı uzmanlık alanlarından araştırmaları bir araya getiren seçkiler oluşturmayı planladık. Bu bağlamda seminer dizimizin birincisinin konusu “19. Yüzyılda Yeniden Biçimlenen Kent: İstanbul” olarak belirlenmiştir. 19. yüzyılda yangınlar nedeniyle boşalan büyük kentsel alanlarda gerçekleştirilen yeni imar uygulamaları, İmparatorluğun bu “uzun yüzyılının” zor yaşanmışlıklarının bir yansıması olarak nüfusun hızlı artışı ve demografik değişkenliği, gerek kentin merkezi olan Tarihi Yarımada’da gerek Üsküdar, Beşiktaş bölgelerinde yeni ve görkemli kargir yapılaşmalarla büyüyen ve değişen kent üzerine konunun uzmanları sunumlarıyla seminer dizimize katkıda bulunacaklardır.
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
13 Kasım 2015 / Cuma
09.30 – 11.00 / 4. OTURUM
"Mimarlık Eğitimi Nereye? – I"
"Mimarlık Eğitiminde Yenilikler ve Belirsizlikler"
Oturum Yöneticisi:
Derya OKTAY
Çalışma Grupları Sunuşları
11.00 – 11.15 Ara
11.15 – 12.45 / 5. OTURUM
"Mimarlık Eğitimi Nereye – II"
"Mimarlık Eğitiminde Sınırlar ve Ortaklıklar"
Oturum Yöneticisi:
Selahattin ÖNÜR
Çalışma Grupları Sunuşları
12.45 – 13.45 / Yemek Arası
13.45 – 14.45 / 6. OTURUM
"Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikası için Öneriler – I"
Oturum Yöneticisi:
Orhan HACIHASANOĞLU
Sunuşlar:
MİAK
MİMEKK
SMGM
MİMAR
14.45 – 15.45 / 7. OTURUM
"Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikası için Öneriler – II"
Oturum Yöneticisi:
Afife BATUR
Sunuşlar:
Ayşen CİRAVOĞLU
Bülend TUNA
Güven Arif SARGIN
15.45 – 16.00 / Ara
16.00 – 18.00 / 8. OTURUM
Değerlendirme ve Forum
Kurultay Oturum Yöneticileri:
Afife BATUR
Zeynep AHUNBAY
Derya OKTAY
Doğan HASOL
Orhan HACIHASANOĞLU
Selahattin ÖNÜR
XV. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali Ödül Töreni
26.11.2022
17.12.2022
Kağıt Atöyesi
Temmuz 2009
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Konu: İmar Planlarına Karşı Açılacak İptal Davalarında Şekil, Ehliyet ve Husumet; İmar Planlarına Karşı Açılan Davalarda Dava Açma Süresi
Meslektaşlarımızın, mesleki birikimlerini ve deneyimlerini paylaştığı “Mimarlar Deneyimlerini Paylaşıyor- Cumartesi Buluşmaları” başlıklı söyleşilerimizin 2019 yılındaki ilk buluşmasında Refael Avidor ve Mete Göktuğ’u konuk ediyoruz. Söyleşi, 23 Mart 2019 Cumartesi günü saat 16.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binası’nda gerçekleşecek.
Refael Avidor ve Mete Göktuğ söyleşisi, Avidor’un “Pera Darmademans” kitabındaki anlatılar üzerinden şekillenecek. Ocak ayında Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından yayınlanan kitap, İstanbul Beyoğlu’nda geçen üç öyküsüyle Avidor’un yaşamından kesitler sunuyor. 1981 yılında henüz “deneyimsiz” genç bir mimarken üstlendiği işi anlattığı Yıkılış’ta Bereket Apartmanı sakinlerinin hayatlarına konuk oluyoruz. Şantiye defterine o tarihlerde alınan notlar 34 sene sonra öyküleşirken Pera’da yaşanan değişimlere de doğallıkla değiniyor. Gökten Taş Yağıyordu, üç farklı zaman diliminde alınmış notların bir araya gelmesiyle oluşuyor; Tarlabaşı Bulvarındaki binanın öyküsü çok tanıdık: Koruma Kurulu onayları, belediye ruhsatları, iskân izinleri, müellife sorulmadan değiştirilen tasarımlar… En yakın tarihli iş ise Balyoz’a konu olan, 2012 yılının sonunda başlayıp beş ayda tamamlanan bir restorasyon projesi. Avidor, mimarlık yaşamına bizim için üç küçük pencere aralayan bu “iş”leri öyküleştirirken kendisiyle hesaplaşmalarını ve özeleştirilerini de paylaşmaktan kaçınmıyor.
“Pera Darmademans” kitabı Karaköy binamızda yer alan kitabevimizden edinilebilecek. Söyleşinin sonunda ise Refael Avidor kitaplarını imzalayacak.
Refael Avidor
Refael Avidor, 68 kuşağından, mesleki demokratik mücadelenin içinde yer alan, İstanbul Teknik Üniversiteli, çok dilli bir entelektüel. Elli yıla yaklaşan mimarlığının yanı sıra hayatı boyunca öyküler ve şiirler yazdı, çeviriler yaptı. Çocukluğundan itibaren uğraştığı resim sanatı, üniversiteye girişte neredeyse aklını çelecekti ki, seçimini mimarlıktan yana yaptı. Mimarlık fakültesini bitirdikten sonra da resme devam etti. Bütün gezilerinde yanından eksik etmediği pastel boyalarıyla gördüklerini defterine resmetmeyi her zaman sürdürdü.
Mete Göktuğ
Yüksek Mimar Mete Göktuğ, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde farklı dönemlerde Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuş, Galata Derneği’nin başkanlığını yapmış, Tarlabaşı’ndan Galata’ya çeşitli kent mücadelelerinin içinde yer almıştır. Eşi Nadire Göktuğ ile birlikte, 1991 yılında alarak restore ettikleri eski İngiliz Karakolu yeni “Galata Evi”ne hayat vermeye devam etmektedirler.
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
04.03.2023
Konu: İmar planı uygulama yöntemleri; Arsa düzenlemesinin amacı, tanımı, kapsamı, niteliği ve düzenlemede öncelikle uyulacak kurallar; Arsa düzenlemesinde tapuda kayıtlı parsellerin imar parsellerine dağıtımı.
Mayıs 2009
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
07.12.2022
24.04.2018 tarihinde saat 18.30’de ‘Kanal İstanbul’ konulu panel düzenlendi.
Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu, Prof. Dr. Doğan Kantarcı ve Prof Dr. Haluk Eyidoğan’ın katıldığı panelin moderatörlüğünü Mimarlar Odası Trakya BKBT Başkanı Mustafa Fazlıoğlu yaptı.
En açık hali ile bir kez daha söylüyoruz!
GEZİ ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve onurlu sayfasıdır!
Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere yaşam ve yaşam alanlarımıza müdahale ederek topluma dayatılan projelerin gerçekleştirilmesi uğruna siyasi iktidarın etik, bilim, teknik ve hukuk tanımayan uygulamaları, 27 Mayıs 2013 tarihinde amansız ve akıl almaz bir şiddete dönüşmüştü. Bu amansız ve akıl almaz şiddet karşısında Gezi Parkından yükselen “sağlıklı kentleşme ve yaşanılır kent” talebi, ülkenin milyonlarca yurttaşının daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşmiş; 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren ülkenin dört bir köşesine yayılarak yepyeni ve evrensel bir boyut kazanmıştı.
Ülkemizin toplum, kent ve demokrasi tarihinde izleri hiç bir zaman silinmeyecek onurlu bir sayfa açan Gezi Direnişi, ilk günden beri ısrarla itham edilerek karalanmaya, Gezi Direnişinde dile getirilen temel hak talepleri bir suç unsuru gibi gösterilmeye, tarihsel ve meşru gerçeklik çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Niyetinizi ve korkularınızı biliyor, bu beyhude çabalarınızı reddediyoruz! Çünkü Gezi’yi yaşadık, biliyoruz!
Gezi, bu ülke tarihinin en demokratik, en barışçıl, en yaratıcı, en katılımcı, en kapsayıcı, en kitlesel hareketidir. Hep birlikte konuşup karar vermenin, fikri ve hayatı paylaşmanın, yaşama her boyutu ile sahip çıkmanın duvar yazısı olmuş halidir. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır.
2013 Mayıs’ının son günlerinden başlayıp Haziran boyunca devam eden, ülkemizin bugününü etkilediği gibi geleceğini de etkileyecek olan Gezi’nin tüm renkleri;
Parklarına ve meydanlarına sahip çıkmak için barışçıl bir biçimde slogan atarak, şarkı söyleyerek sokağa çıkanlar;
Parklarda çocuklar aç kalmasın diye evinden, fırınından, bakkalından, marketinden pasta, börek, pide getirenler;
Biber gazından ya da gözleri kör eden gaz fişeğinden etkilenenleri tedavi etmek için gönüllü nöbet tutan doktorlar, hemşireler, sağlık memurları;
En demokratik haklarını kullanırken hukuksuz uygulamalara maruz kalan insanları korumak için seferber olan avukatlar;
Gezinin haklılığını savunan ve bu haklılığa karşı gösterilen şiddeti protesto amacıyla ülke genelinde 2 gün boyunca grev yaparak iş bırakan kamu emekçileri;
Şiirleri ve öyküleri ile şehirlerin meydanlarını edebiyat matinelerine çeviren öykücüler, şairler;
Enstrümanları ile meydanları ve parkları renklendiren müzisyenler, hiçbir enstrüman kullanmadan müzik ziyafeti veren korolar;
Ülke tarihinin en kitlesel, barışçıl ve demokratik halk tepkisini haberleştiren gazeteciler, radyocular, televizyoncular;
Yarışma programlarından magazin programlarına, tartışma programlarından belgesellere kadar Gezi’yi ekranlara taşıyan yapımcılar, sunucular, programcılar; Ülkenin çok sesli, demokratik ve çağdaşlaşma sürecinde bir adım olan Gezi’de “ben de vardım!“ diyen oyuncular, sanatçılar, yönetmenler;
Sendikalı ya da sendikasız, güvenceli ya da güvencesiz, ücretli ya da işsiz, ülke, yaşam ve emek üzerinden hak talep eden inşaat işçisinden plaza çalışanına binlerce emekçi;
Hukuksuz ve kent katili imar planlarına karşı teknik ve yasal çerçevede mücadele eden mühendisler, mimarlar, şehir plancıları;
Şiddete uğrayan kırmızılı kadınlar, Taksim Meydanı’nda sabaha kadar piyano çalan sanatçılar, duran adamlar, toma karşısında bedenini siper edenler, ağaçlara sarılan insanlar, kararlı duran milletvekilleri, çocuklarını almak için değil yanlarında olmak için gelip zincir olan anneler; duvar yazılarıyla, yaratıcı zekalarıyla dostu düşmanı hayran bırakan ve geleceğe umut aşılayan gençler; penguen kanallarının önünden ayrılmayan plaza çalışanları; meydanlarda kandil kutlayan ve yeryüzü sofraları kuranlar; kütüphaneleri, emzirme çadırlarını, dilek ağaçlarını yapanlar ve gecenin üçünde bunları korumak için elele verenler;
Yargılanamaz, suçlanamaz ve kirletilemez!
Gezi Direnişi, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı iddialarıyla hiçbir şekilde suç kapsamına sokulamaz, hakkında şaibe yaratılamaz!
Çünkü, Gezi’de hiçbir karar kapalı kapılar ardında ve gizli kapaklı alınmadı. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde kendinden menkul kişi ya da kurumların kararları uygulanmadı. Her ne yapılacaksa “bu bazen miting, bazen konser, kütüphane açılışı, revir ya da mutfak” açık forumlarda ve oybirliği ile kararlaştırıldı. Gerekli olan sembolik ihtiyaçlar katılanlar tarafından imece ile karşılandı.
Yani Gezi’nin “şefi”, “reisi”, “yönlendiricisi”, “talimat vereni ” yoktu!
Bu nedenle içeriden ya da dışarıdan “finansörü” olması da mümkün değildi.
GEZİ; güncel siyasal gelişmelerin, rekabetlerin, seçimlerin, meclis pazarlıklarının kabına hiç sığmadı. Bu nedenle iktidardaki hükümetin ayarını, muhalefet partilerinin ezberini bozdu. Ne adına parti kuranların, ne de adına aday olanların seçim beklentilerine yanıt verdi.
Bugün burada Gezi hakkında, yalanlar ve çarpıtmalarla kurgulandığı çok açık ithamlar karşısında gerçekleri hatırlatma gibi tarihsel bir sorumluluğu yerine getiriyoruz.
Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıydı Gezi.
Emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, barıştan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı…
Bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz.
Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk.
Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz.
Gezi sürecine dair dava edilmesi, yargılanması gereken birileri varsa, amansızca ve kural tanımadan bu ölümlere ve yaralanmalara neden olanlardır. Bu emirleri verenlerin, koruyanların, mahkemelerini sürüncemede bırakanların vermeleri gereken hesapları olmalıdır. Kendi yurttaşlarının talepleri berrak, kitleselliği ve haklılığı açık olan bu mesajının gereklerini yerine getirmek veya en azından verilen mesaj doğrultusunda durup düşünmek yerine, tam tersine düşman yaratma, suç icat etme, ülkenin en demokratik eyleminden darbe, terör, suç örgütü çıkarma girişimleri bu ülkeye ve demokrasiye yapılacak en büyük kötülüktür.
Bu tarihsel gerçeklik, hayali senaryolara dayanan suçlamalarla, insanları iddianame bile olmadan aylarca yıllarca tutuklu bırakmakla, akademisyenleri ve sivil toplum gönüllülerini gözaltında sorgulayıp tutuklamakla, anayasal hak ve ödevlerini yerine getirerek yasal ve meşru şekilde görevlerini yapan arkadaşlarımızı ifadelere çağırmakla, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yeni yalancı tanık ve iftiracılar bulup çıkarmakla değiştirilemez.
İktidarı desteklemek için kendi yarattıkları yalan dünyasında her türlü akıl dışı haberi, iftira ve karalamayı yapmaktan çekinmeyen; kendi uydurdukları yalanlara kendileri inanıp herkesin de inanmasını isteyen bir medyanın tarihi çarpıtma gayretiyle; tarafsızlığı çoktan tartışmalı hale gelmiş adalet aygıtının zorlamasıyla Gezi’yi suçla, terörle, darbeyle anılan bir eyleme dönüştüremezsiniz.
Taksim Dayanışması olarak; 2012 yılının Şubat ayında ilk toplantımızı yaptığımız andaki taleplerimizin de, Gezi parkındaki ağaçların kesildiği, çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de, gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam talep eden milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam edeceğiz.
Bu ülkeye birgün demokrasi gelecekse, onca baskı ve şiddete rağmen kısamadığınız seslerin Gezi’deki yankısından gücünü alacaktır. Ülke tarihinde bir onur sayfası olarak yer alan Gezi Direnişi’ni, bu ülkenin geleceğine sahip çıkan demokrasi ve özgürlük çığlığını karalama çabasından artık vazgeçin.
TAKSİM DAYANIŞMASI
Tarih: 12-13 Kasım 2015 Perşembe, Cuma
Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu
"Mimarlık ve Eğitim Kurultayları, 2001 yılından başlayarak iki yıl arayla gerçekleştirilmiş ve kazanımlarını mimarlık gündemine taşımıştır. Kurultaylarda mimarlık eğitiminin ve mimarlığın sorunları formasyon, yeniden yapılanma, süreklilik, değişim, yetki ve sorumluluk, gelişim, çeşitlenme, bütünleşme ve dayanışma temelinde ele alınmış; meslek ortamı ve üniversiteler arasında işbirliği sağlanarak çözüm aranmıştır.
On yılı aşkın deneyim ve birikimi ile son olarak 2013 yılında "Mimarlık Eğitim ve Meslek Alanında Bütünleşme ve Dayanışma" teması ile yedincisi düzenlenen Kurultayda; gündemde olan yasal değişiklikler yoluyla mimarlık meslek ve eğitim alanında yaşanan değişiklikler, geçmişe ait kazanımların kaybedilmesine yol açan özelleştirme süreçleri, mimarlık eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında yaşanan kalite sorunları, mesleki haklar ve yetki alanları değerlendirilmiştir.
Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarının "Nasıl Bir Gelecek – Nasıl Bir Mimarlık" teması ile ilk kez düzenlendiği döneme benzer bir bağlam oluşturan kriz ve belirsizliklerin; mimarlık ortamı ve eğitim alanındaki dönüşüme yansımaları göz önünde bulundurularak Sekizinci Kurultay teması "Mimarlık ve Eğitim: Nereye?" olarak belirlenmiştir."
Kurultay 12-13 Kasım 2015 tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek, Kurultayın 3. Oturumu ile Mimarlık Eğitimine Dair Bir Önerim Var" başlıklı IV. Diploma Projeleri Sergisi ise Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nde yapılacaktır.
Program:
Mimarlık ve Eğitim Kurultayı – 8
"Mimarlık ve Eğitim: Nereye?"
12-13 Kasım 2015 / MSGSÜ Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu, İstanbul
12 Kasım 2015 / Perşembe
09.00 – 09.30 Kayıt
09.30 – 10.45 / Açılış Oturumu
Cemal Sami YILMAZTÜRK, Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Başkanı
Eyüp MUHCU, Mimarlar Odası Genel Başkanı
Deniz İNCEDAYI, Kurultay Başkanı
Azmi ÖGE, KTMMOB Mimarlar Odası Başkanı
Sema ERGÖNÜL, MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı
10.45 – 11.00 Ara
11.00 – 13.00 / 1. OTURUM
"Toplumsal Sorumluluklar"
Oturum Yöneticisi:
Zeynep AHUNBAY
Tematik Sunuşlar:
Doğan KUBAN
Korkut BORATAV
Afşar TİMUÇİN
13.00 – 14.00 / Yemek Arası
14.00 – 16.00 / 2. OTURUM
"Mimarlık ve Etik"
Oturum Yöneticisi:
Doğan HASOL
Sunuşlar:
Cengiz BEKTAŞ
İpek AKPINAR
Mücella YAPICI
16.00 – 17.00 / Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesine geçiş
17.00 – 18.00 / 3. OTURUM
Öğrenci Forumu
Sunuşlar:
Öğrenci Temsilciler Kurulu
18.30 / SERGİ AÇILIŞI
Diploma Projeleri Sergisi - IV
"Mimarlık Eğitimine Dair Bir Önerim Var"
Öğrenci Fikir Yarışma Sergisi
Artvin Cerattepe’de yapılmak istenen madencilik faaliyeti, yöre halkı ve bilim insanları tarafından büyük bir doğa katliamı olarak addedilerek kitlesel protestolara yol açmıştır.Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından Mimarlık ve Kent Şenliği XIII kapsamında düzenlenen söyleşide; Cerattepe’de yaşanan süreç aktarıldı, konuyu hukuki ve ekolojik yönden değerlendirmek üzere Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu ve Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı ve bizlerle birlikte oldu.
Meslektaşlarımızın, mesleki birikimlerini ve deneyimlerini paylaştığı “Cumartesi Buluşmaları – Mimarlar Deneyimlerini Paylaşıyor” başlıklı söyleşilerimiz başlıyor.
2009 yılının ocak ayından başlayarak sürdürdüğümüz programımız bu yıl ilk olarak Yılmaz Zenger’i konuk ediyor. Söyleşi, 16 Eylül günü saat 16.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde gerçekleşecek.
1933 Ankara doğumlu Yılmaz Zenger, İTÜ Mimarlık Fakültesinden 1958 yılında mezun oldu. Meslek hayatına İstanbul Nazım Plan bürosunda Kent Plancısı olarak başladı. 1961 yılında doktora için İTÜ’de asistanlık yapmaya başladı. Mimari proje yarışmalarındaki başarılarına karşın istediklerini tam olarak hayata geçiremeyince hayallerinin mesleği olan mimarlığı terk edip, mobilya tasarım ve üretimine döndü. 1964’den günümüze kadar mobilyadan mekaniğe, elektronikten banka donanımlarına kadar hemen her çeşit projeyi hayata geçirdi. Yine 1962’den günümüze çeşitli üniversitelerde ders vermeyi, konferans ve workshop’ları sürdürüyor. 1962-64 yıllarında Londra’da BBC’de, Ilfort’ta araştırmacı olarak çalıştı, 1966-69 arası, İTÜ’de Foto Film merkezini kurup başkanlığını yaptı. Mimari fotoğraf mimari sinema dersleri verdi.1985’den 1992’ye, BM bünyesinde Unicef’‘e danışmanlık yaptı ve Kanada hükümeti desteğiyle 3 belgesel hayata geçirdi. Dijital dünyaya, ses teknolojilerinden görüntü teknolojilerine, moda tasarımından film sahne dekorlarına ve malzeme biliminden üretim teknolojileri geliştirmeye kadar çok yoğun ve farklı alanlarda üretimi yaptı. Yerli ve yabancı dergilerde makaleler yayınladı. 600’ü aşkın özgün tasarımı, çeşitli resim, heykel, dekoratif obje, mücevher tasarım ve uygulaması gerçekleştirdi. Ağırlığı New York ve İstanbul’da olmak üzere 28 solo, 41 grup sergisinde heykelleri, resimleri, heykelimsi mobilyaları sergilene gelmiştir. Otellerden bankalara ve kişisel koleksiyonlara kadar büyük boyutlu heykelleri, devlet arşivinde ise 18 heykeli vardır.