En çok izlenen videolar
Mart 2010
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
20.02.2026
Mayıs 2009
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Bildiğiniz gibi son yıllarda; tüm yaşamsal, doğal, tarihi, kültürel, kamusal varlıklarımız; akıl almaz bir ısrar ve hızla, çılgın/ mega diye adlandırılan şov projeleri eşliğinde; devlet garantili kâr ve iş alanı olarak küresel şirketlerin emrine ve ilgisine sunulmaktadır.
Yaşamsal ve kamusal varlıklarımızı; doğal, tarihi ve kültürel değerlerimizin korunması ilkesi çerçevesinde toplum ve kamu yararına uygun olarak değil küresel rant sermayesinin ihtiyaç bildirimine göre değerlendirmeyi kalkınma ve büyümenin temeli olarak kabul eden bu anlayışın son kurbanlarından birisi de Karaköy/Galata/Salıpazarı kıyı bölgesindeki doğal, tarihi ve kültürel mirasımız olmuştur.
İstanbul'un yük ve yolcu taşımacılığı Cenevizler Dönemine kadar dayanan ve yapımına 1892 yılında başlanan Karaköy (Galata) Rıhtımı ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne bağlı 'İstanbul Liman İşletmesi' olarak faaliyetin sürdüğü Salı Pazarı Liman Bölgesi, Galata Kulesi, Kılıç Ali Paşa Camii, Tophane Çeşmesi, Nusretiye Camii, Nusretiye Saat Kulesi, Tophane-i Medrese-i Amire Binası, Sokullu Camii gibi eserlerle aynı konumda olup İstanbul siluetinin çok önemli bir parçasıdır.
Mimar Prof. Dr. Rebii Gorbon tarafından tasarlanan ve 1940'larda inşa edilmiş bulunan erken Cumhuriyet döneminin özgün yapılarından Karaköy Yolcu Salonu'nun, hiçbir önlem alınmadan çevrede deprem etkisi yaratan gece yarısı yıkımından sonra yeniden gündeme gelen ve odamızca dava konusu edilen Galataport projesinin içerdiği fonksiyonlar itibariyle yarattığı ve yaratacağı tahribat son derece ciddi boyutlara varmış durumdadır.17 Şubat 2017 günü yıkılan Karaköy Yolcu Salonunun yanı sıra İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun10.01.2001 gün, 12528 sayılı kararıyla korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilip Kurulun 05.03.2015 gün, 3211 sayılı kararıyla koruma grubu I olarak belirlenen, İstanbul İlçesi Kemankeş Mahallesi Kemankeş Caddesi,112 pafta, 78 ada, 6-7 parsellerdeki Paket Postanesi de yıkım kararı olmadan güçlendirilerek korunmasına dair raporlar bulunmasına rağmen üç cephesinin dış duvarları dışında tamamen yıkılmıştır.
Yine aynı kurulun 05.03.2015 tarih ve 3211 sayılı kararıyla 1.grup korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli,1910 yılında inşa edilen Çinili Rıhtım Han ve İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nun 10.01.2001 gün ve 12528 sayılı kararıyla tescilli bulunan 112 pafta,78 ada, 2 parseldeki Merkez Rıhtım Han da aynı benzer uygulamaya maruz kalmaktadır.
İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun, inşaat uygulamasına yol açan 09.06.2016 tarihli 4459 no'lu kararıyla, 78 Ada 5 parselde yer alan Antrepo-20 yapısının yıkılması dışında tescilli yapıların restorasyon projelerinde söz konusu yapıların korunmasının esas alındığı görülmektedir.
Ancak, İstanbul limanın ihtiyacı olan ofis, yolcu salonu, idare, gümrük gibi kullanışlara göre inşa edilmiş bulunan tarihi yapılar; topluca otel fonksiyonuna dönüştürülmüş ve korunması öngörülen tarihi binaların altına; zeminin dolgu ve çok hassas olduğu bu bölgede, komşu yapıları ve tescilli yapıların fiziksel bütünlüğünü risk altına alan bir biçimde bu otellere hizmet verecek servis alanları mutfak spa otopark vb. gibi bodrum katları inşası öngörülmüştür.
Daha da vahim olarak tarihi Dersaadet rıhtımlarına ek olarak Cruise gemilerin yanaşabilmesi ve tarihi rıhtım yapılarını güçlendirilmesi amacıyla inşa edildiği söylenen ve inşası sırasında ortaya çıkan (kaynağa 10 m mesafede titreşim hızı 10,95 mm/sn, 11 m mesafede 9,96 mm/sn, 20 m mesafede ise 5,48 mm/sn olarak belirtilmiştir.) vibrasyonlar ile proje alanındaki tarihi binaların cephelerinde ve yakın çevrede gözle görünür hasarlar yaratan ek rıhtım yapısı ise "yarı kamusal alan" gibi planlama literatüründe bulunmayan bir tanımlamayla söz konusu otellerin havuz ve dinlenme terası olarak planlanmıştır.
Ayrıca yine Kılıçalipaşa Mahallesi, Amerikan Pazarı Sokak,139 pafta,2498 ada, tescilli 72 ve tescilsiz 73,74 parseller olarak onaylan projelerde; zemin üstü tamamen alışveriş merkezi ve ofis bloklarına ayrılmış, gümrük ve ulaşım dahil tüm liman faaliyetleri bodrum katlara atılmıştır.
Gerek riskli zemin yapısı gerekse liman faaliyetleri ve trafiği açısından kabul edilemez ve plan kararlarına açıkça aykırı olan bu durum başta Mimar Sinan'ın eseri olan Kılıçali Paşa Camii, Tophane Çeşmesi, Nusretiye Camii ve Nusretiye Saat Kulesi'ni tehdit altına almakta ve Salıpazarı art alanında geri dönüşü mümkün olmayacak zararlara yol açma riskini taşımaktadır.
Bütün bu riskler ve kamu yararı göz önüne alınarak meri imar planına, Anayasanın ilgili maddelerine, ilgili geçmiş kurul kararları ve ilkelerine, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasasına, 3621 sayılı Kıyı Yasasına, Evrensel ve Ulusal Koruma ilkelerine aykırı bulunan; İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 09.06.2016 günlü ve 4459 sayılı, 09.06.2016 günlü ve 4460 sayılı ve 09.06.2016 günlü ve 4462 sayılı sayılı kararları ile devam eden uygulamaların daha da fazla geri dönüşü olmayan zararlara neden olmaması için; ivedilikle yürütmesinin durdurulması ve iptali için yargıya başvurulmuştur. Ancak bu dava; şimdiye kadar rastlanmayan bir hızla, idari yargı tarafından dosyası dahi açılmadan hukuken kabulü mümkün olmayan bir gerekçeyle usul açısından iptal edilmiştir. Bu karar tarafımızdan temyiz edilmiştir.
Sonuç olarak yıllardır, konu ile ilgili meslek odalarının ve ilgili kurumların uyarıları, kurul kararları, açılan davalar, iptal kararları ve bilirkişi raporlarına rağmen 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun kıyılarımıza ilişkin yapı kısıtlarını ortadan kaldırmak için; kurvaziyer liman kullanışı ve ülkenin imajını üst seviyeye çıkaracak tesisler gibi bilimsel ve hukuki olmayan terimlerle Kıyı Kanunu'na eklenen kurvaziyer liman maddesi kullanılarak hukuka karşı hile ile son derece önemli kamusal bir alan yoğun bir yapılaşmaya açılmış ve uygulamayla birlikte yıllardır uyardığımız riskler ortaya çıkmaya başlamıştır.
Proje alanı içinde rıhtım yapıları için çakılan kazıkların yarattığı hasarlarının yanı sıra hiçbir önlem alınmadan yapılan zemin çalışmaları sırasında enjekte edilen beton, komşu binaların zemin katlarından ve yollardan fışkırmakta, alt yapı sistemlerinin, çevre binaların fiziksel bütünlüğünü tehdit edecek biçimde zemin morfolojisi bozulmakta başta Kemankeş Caddesi olmak üzere inşaattan etkilenen bölgede ciddi çatlak, kayma ve deformasyonlar oluşturmaktadır.
Salı Pazarı Limanı Deniz Turizm Tesis Alanı (Kruvaziyer Liman) inşaatı kapsamında oluşan yıkım ve hasarlar ile inşaat çevresindeki yapıların can ve mal güvenliğini tehdit eden inşai uygulamalar, zorunlu olarak kamuoyunu bilgilendirmek üzere bulunması gereken inşaat ruhsat tabelaları yerine; yapılan uygulamalarla ilgisi olmayan slogan ve fotoğraflar ile süslenmiş perde duvarlar ardına sığınılarak yapılmaktadır.
Tüm bu nedenler ile, yatırımcı şirket dahil olmak üzere ve bu inşai uygulamalara izin veren ve denetim sorumluluğu bulunan kamu idarelerinin yetkilileri hakkında soruşturma başlatılarak eylemlerine uyan suçlardan haklarında ceza davası açılması talebi ile Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur.
Yaşamsal ve kamusal varlıklarımızın; doğal, tarihi ve kültürel değerlerimizin bilinçsizce talan edilmesine yönelik uygulamalara dün olduğu gibi bugün de "Hayır" demeye; mesleki, bilimsel ve etik ilkeler ışığında kamu ve toplum yararına her türlü hukuki girişimde bulunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.
Saygılarımızla.
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 43. ve 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı C. Sami Yılmaztürk’ü anmak üzere ailesi, meslektaşları, çalışma arkadaşları, dostları ve mücadele arkadaşları bir araya geldi.
7 Mart 2019 Perşembe günü saat 19.00’da Mimarlar Odası Karaköy binasında gerçekleşen anma toplantısında, Sami Yılmaztürk’ün çektiği fotoğraflardan oluşan “Sami’nin Penceresi” başlıklı serginin de açılışı yapıldı.
08.10.2022
Mimarlar Odası'nın diğer Meslek Odaları ile birlikte açtığı davada doğa ve kültür katliamı niteliğindeki 3. Köprü, Sarıyer-Beykoz Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgesi Geçişi planlarının İstanbul 8. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ile Atatürk Orman Çiftliğine tamamen hukuksuz yapılan Kaçak Saray süreci bahane edilerek İktidar odakları tarafından TMMOB ve Mimarlar Odası'na karşı yoğun bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılmıştır.
Başta Star ve Yeni Akit Gazeteleri olmak üzere aynı kaynaktan aldıkları talimatla hareket eden bir kısım "yandaş medya" organında, Mimarlar Odası günlerdir karalanmakta, hedef gösterilmekte, iftira ve yalan dolu haberler yapılmakta; yöneticiler ise tehdit edilmektedir.
Linç kampanyasının sürdürüldüğü bu süreçte yalan haberleri ihbar kabul eden Beyoğlu Belediyesi, şubemiz kullanımındaki Karaköy Hizmet Binası'nın tadilat projesine uygunluğunun denetlenmesiyle 30.06.2015 tarihli yapı tatil tutanağı tutmuş ve 06.07.2015 tarihinde bu tutanağa itiraz edilmiştir.
Gelişmelere ilişkin görüşlerimizin, bilgilerin ve belgelerin kamuoyu ile paylaşılması amacıyla 08.07.2015 Çarşamba günü saat 11.00'da Mimarlar Odası Karaköy Hizmet binasında basın toplantısı gerçekleştirilmiştir.
Gezi 5 Yaşında! Karanlık Gider, Gezi Kalır!
En açık hali ile bir kez daha söylüyoruz!
GEZİ ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve onurlu sayfasıdır!
Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere yaşam ve yaşam alanlarımıza müdahale ederek topluma dayatılan projelerin gerçekleştirilmesi uğruna siyasi iktidarın etik, bilim, teknik ve hukuk tanımayan uygulamaları, 27 Mayıs 2013 tarihinde amansız ve akıl almaz bir şiddete dönüşmüştü. Bu amansız ve akıl almaz şiddet karşısında Gezi Parkından yükselen “sağlıklı kentleşme ve yaşanılır kent” talebi, ülkenin milyonlarca yurttaşının daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşmiş; 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren ülkenin dört bir köşesine yayılarak yepyeni ve evrensel bir boyut kazanmıştı.
Ülkemizin toplum, kent ve demokrasi tarihinde izleri hiç bir zaman silinmeyecek onurlu bir sayfa açan Gezi Direnişi, ilk günden beri ısrarla itham edilerek karalanmaya, Gezi Direnişinde dile getirilen temel hak talepleri bir suç unsuru gibi gösterilmeye, tarihsel ve meşru gerçeklik çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Niyetinizi ve korkularınızı biliyor, bu beyhude çabalarınızı reddediyoruz! Çünkü Gezi’yi yaşadık, biliyoruz!
Gezi, bu ülke tarihinin en demokratik, en barışçıl, en yaratıcı, en katılımcı, en kapsayıcı, en kitlesel hareketidir. Hep birlikte konuşup karar vermenin, fikri ve hayatı paylaşmanın, yaşama her boyutu ile sahip çıkmanın duvar yazısı olmuş halidir. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır.
2013 Mayıs’ının son günlerinden başlayıp Haziran boyunca devam eden, ülkemizin bugününü etkilediği gibi geleceğini de etkileyecek olan Gezi’nin tüm renkleri;
Parklarına ve meydanlarına sahip çıkmak için barışçıl bir biçimde slogan atarak, şarkı söyleyerek sokağa çıkanlar;
Parklarda çocuklar aç kalmasın diye evinden, fırınından, bakkalından, marketinden pasta, börek, pide getirenler;
Biber gazından ya da gözleri kör eden gaz fişeğinden etkilenenleri tedavi etmek için gönüllü nöbet tutan doktorlar, hemşireler, sağlık memurları;
En demokratik haklarını kullanırken hukuksuz uygulamalara maruz kalan insanları korumak için seferber olan avukatlar;
Gezinin haklılığını savunan ve bu haklılığa karşı gösterilen şiddeti protesto amacıyla ülke genelinde 2 gün boyunca grev yaparak iş bırakan kamu emekçileri;
Şiirleri ve öyküleri ile şehirlerin meydanlarını edebiyat matinelerine çeviren öykücüler, şairler;
Enstrümanları ile meydanları ve parkları renklendiren müzisyenler, hiçbir enstrüman kullanmadan müzik ziyafeti veren korolar;
Ülke tarihinin en kitlesel, barışçıl ve demokratik halk tepkisini haberleştiren gazeteciler, radyocular, televizyoncular;
Yarışma programlarından magazin programlarına, tartışma programlarından belgesellere kadar Gezi’yi ekranlara taşıyan yapımcılar, sunucular, programcılar; Ülkenin çok sesli, demokratik ve çağdaşlaşma sürecinde bir adım olan Gezi’de “ben de vardım!“ diyen oyuncular, sanatçılar, yönetmenler;
Sendikalı ya da sendikasız, güvenceli ya da güvencesiz, ücretli ya da işsiz, ülke, yaşam ve emek üzerinden hak talep eden inşaat işçisinden plaza çalışanına binlerce emekçi;
Hukuksuz ve kent katili imar planlarına karşı teknik ve yasal çerçevede mücadele eden mühendisler, mimarlar, şehir plancıları;
Şiddete uğrayan kırmızılı kadınlar, Taksim Meydanı’nda sabaha kadar piyano çalan sanatçılar, duran adamlar, toma karşısında bedenini siper edenler, ağaçlara sarılan insanlar, kararlı duran milletvekilleri, çocuklarını almak için değil yanlarında olmak için gelip zincir olan anneler; duvar yazılarıyla, yaratıcı zekalarıyla dostu düşmanı hayran bırakan ve geleceğe umut aşılayan gençler; penguen kanallarının önünden ayrılmayan plaza çalışanları; meydanlarda kandil kutlayan ve yeryüzü sofraları kuranlar; kütüphaneleri, emzirme çadırlarını, dilek ağaçlarını yapanlar ve gecenin üçünde bunları korumak için elele verenler;
Yargılanamaz, suçlanamaz ve kirletilemez!
Gezi Direnişi, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı iddialarıyla hiçbir şekilde suç kapsamına sokulamaz, hakkında şaibe yaratılamaz!
Çünkü, Gezi’de hiçbir karar kapalı kapılar ardında ve gizli kapaklı alınmadı. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde kendinden menkul kişi ya da kurumların kararları uygulanmadı. Her ne yapılacaksa “bu bazen miting, bazen konser, kütüphane açılışı, revir ya da mutfak” açık forumlarda ve oybirliği ile kararlaştırıldı. Gerekli olan sembolik ihtiyaçlar katılanlar tarafından imece ile karşılandı.
Yani Gezi’nin “şefi”, “reisi”, “yönlendiricisi”, “talimat vereni ” yoktu!
Bu nedenle içeriden ya da dışarıdan “finansörü” olması da mümkün değildi.
GEZİ; güncel siyasal gelişmelerin, rekabetlerin, seçimlerin, meclis pazarlıklarının kabına hiç sığmadı. Bu nedenle iktidardaki hükümetin ayarını, muhalefet partilerinin ezberini bozdu. Ne adına parti kuranların, ne de adına aday olanların seçim beklentilerine yanıt verdi.
Bugün burada Gezi hakkında, yalanlar ve çarpıtmalarla kurgulandığı çok açık ithamlar karşısında gerçekleri hatırlatma gibi tarihsel bir sorumluluğu yerine getiriyoruz.
Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıydı Gezi.
Emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, barıştan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı…
Bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz.
Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk.
Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz.
Gezi sürecine dair dava edilmesi, yargılanması gereken birileri varsa, amansızca ve kural tanımadan bu ölümlere ve yaralanmalara neden olanlardır. Bu emirleri verenlerin, koruyanların, mahkemelerini sürüncemede bırakanların vermeleri gereken hesapları olmalıdır. Kendi yurttaşlarının talepleri berrak, kitleselliği ve haklılığı açık olan bu mesajının gereklerini yerine getirmek veya en azından verilen mesaj doğrultusunda durup düşünmek yerine, tam tersine düşman yaratma, suç icat etme, ülkenin en demokratik eyleminden darbe, terör, suç örgütü çıkarma girişimleri bu ülkeye ve demokrasiye yapılacak en büyük kötülüktür.
Bu tarihsel gerçeklik, hayali senaryolara dayanan suçlamalarla, insanları iddianame bile olmadan aylarca yıllarca tutuklu bırakmakla, akademisyenleri ve sivil toplum gönüllülerini gözaltında sorgulayıp tutuklamakla, anayasal hak ve ödevlerini yerine getirerek yasal ve meşru şekilde görevlerini yapan arkadaşlarımızı ifadelere çağırmakla, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yeni yalancı tanık ve iftiracılar bulup çıkarmakla değiştirilemez.
İktidarı desteklemek için kendi yarattıkları yalan dünyasında her türlü akıl dışı haberi, iftira ve karalamayı yapmaktan çekinmeyen; kendi uydurdukları yalanlara kendileri inanıp herkesin de inanmasını isteyen bir medyanın tarihi çarpıtma gayretiyle; tarafsızlığı çoktan tartışmalı hale gelmiş adalet aygıtının zorlamasıyla Gezi’yi suçla, terörle, darbeyle anılan bir eyleme dönüştüremezsiniz.
Taksim Dayanışması olarak; 2012 yılının Şubat ayında ilk toplantımızı yaptığımız andaki taleplerimizin de, Gezi parkındaki ağaçların kesildiği, çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de, gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam talep eden milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam edeceğiz.
Bu ülkeye birgün demokrasi gelecekse, onca baskı ve şiddete rağmen kısamadığınız seslerin Gezi’deki yankısından gücünü alacaktır. Ülke tarihinde bir onur sayfası olarak yer alan Gezi Direnişi’ni, bu ülkenin geleceğine sahip çıkan demokrasi ve özgürlük çığlığını karalama çabasından artık vazgeçin.
TAKSİM DAYANIŞMASI
31.05.2025
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
13.10.2024
Tam 4 yıl oldu…
4 yıl önce bugünlerde Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere, yaşam alanlarımıza amansız ve hukuksuz bir şiddetle saldıranların karşısında omuz omuza verdik.
Gençlerimizin yaratıcı zekâsıyla, annelerimizin kucaklayan şefkatiyle, işçi kardeşlerimizin emekten gelen gücüyle, kadınlarımızın gür sesiyle, LGBTİ bireylerimizin biz de varız çığlığıyla el ele verip dayanışmamızı ve direnişimizi büyüttük. Bu onurlu direniş ve evrensel dayanışma karşısında çaresizlerin ve korkakların günden güne daha da kirlenen politikalarına, günden güne tırmandırılan şiddetine, adaletsizliğine karşı biz Gezi’nin çapulcuları onlarca ayrı dille, sesle, renkle bir arada durduk, nefes aldık.
Dünyaya örnek olan, umut veren; muktedirlerin ise bir hayalet gibi korktukları, dillerinden düşürmedikleri Gezi direnişimiz 4 yaşında.
Korkmakta haklılar, gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde biz birbirimizi çok seviyoruz.
Gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde karanlığa dur diyebiliyoruz.
Gördüler ki; plastik mermiler, biber gazları, gözaltılar, tutuklamalar bizi korkutamıyor.
Gördüler ki; biz parkımız, geleceğimiz, çocuklarımız, ailelerimiz için tüm renklerimizle direniyoruz.
Gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde düşlediğimiz hayatı kuruyoruz.
ve gördüler ki, Gezi’den bugüne 4 yıldır biz karanlığa, şiddete, haksızlığa HAYIR demeye devam ediyoruz.
4 yıldır her geçen gün etrafımızı daha fazla saran karanlığın farkındayız.
Ne Anayasa’nın ne uluslararası sözleşmelerin, ne de AİHM kriterlerinin dikkate alındığı, hukuksuzluk ve keyfiliğin kutsandığı bir siyasal iklimde yaşıyoruz. Bu keyfiliği biz GEZİ sürecinden iyi tanıyoruz. İktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz.
Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olanlarız.
Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını bilenleriz.
Özgürlükten, demokrasiden, barıştan ve doğadan olan herkesin açlıkla, ölümle ve hapisle sınandığını, hırsızlığın, yolsuzluğun, katliamların, taciz ve tecavüzlerin cezasızlıkla ödüllendirildiğini; bir insanı katletmenin bedelinin mahkeme masraflarından daha az olduğunu; 80 gündür çocuğunun kemiklerini alabilmek için açlık grevi yapan babaya oğlunun kemiklerinin kargoyla gönderildiğini görenleriz.
Herkesin susmasını, herkesin biat etmesini, herkesin el pençe divan durmasını isteyenlerin haklarını talep edenler karşısında hukuksuzluğa, adaletsizliğe, vicdansızlığa nasıl sarıldıklarını; parlamentonun işlevsizleştirilmesi için milletvekillerinin tutuklanmasına, şiddete nasıl ihtiyaç duyduklarını yaşayarak öğrenenleriz.
Baştan sona adaletsiz ve eşitsiz bir ortamda gerçekleştirilen Anayasa referandumunun bile nasıl oy hırsızlığı ile maniple edildiğini hep birlikte yaşadık. Demokrasi isteyenlerin oylarının nasıl gasp edilmeye çalışıldığını hep birlikte gördük.
Gezi’de barıştan, özgürlükten, doğadan eşitlik ve dayanışmadan yana kurduğumuz hayatın peşinde olanların KHK’larla, ihraçlarla, açlıkla, tutuklamalarla sınandığı bu karanlıkta, dayanışmamızdan ve birbirimizden vazgeçmiyoruz. OHAL adı altında yerleştirilen bu karanlığa, haksızlığa, talana, şiddete, cezasızlığa Gezi’den aldığımız güç ve kazanımlar ışığında hayır diyoruz.
Bilinsin ki; Gezi direnişi bu toplumun tarihinde bir onur sayfası olarak yerini almıştır. Dünyaya örnek olan Gezi direnişi, en temel hak taleplerinin hukuksuzca cezalandırılmaya çalışıldığı davalarda suç unsuru olarak gösterilip kriminalize edilmeye çalışılmaktadır. Bunu reddediyor, kendi hukuksuz ve onursuzluklarının yarattığı korku ve kâbusları nedeniyle bu sayfanın karalanmasına izin vermiyoruz.
4 yıl önce bir parkta birlikteliğimizden yarattığımız gücümüzle tekrarlıyoruz; Başta Taksim Meydanı ve Gezi Parkı olmak üzere yaşam alanlarımızın, ormanlarımızın, parklarımızın, meydanlarımızın, kentlerimizin, insan hakları anıtımızın dahi abluka altına alınmasını ve yok edilmesini, ülkemizin bir cezaevine dönüştürülmesini hiçbir zaman kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz.
Taleplerimizin arkasındayız!
Bir aradayız, Susmuyoruz!
Hayır Bitmedi, Mücadeleye devam diyoruz!
TAKSİM DAYANIŞMASI
Harizan 2010
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Ocak 2015’ten itibaren düzenlediği ve farklı disiplinden bir uzmanın konuşmacı olarak katıldığı “Ayın Konuğu” buluşmalarının bu dönemki üçüncü konuğu Müzeolog, Endüstriyel Tasarımcı Burçak Madran.
Ağustos 2010
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
Meslektaşlarımızın, mesleki birikimlerini ve deneyimlerini paylaştığı "Cumartesi Buluşmaları – Mimarlar Deneyimlerini Paylaşıyor" başlıklı söyleşilerimiz yeniden başladı.
2009 yılının ocak ayından başlayarak üç yıl boyunca sürdürdüğümüz programımız, bu kez ilk olarak Doğan Hasol'u konuk etti. Mimarlık ve Kent Şenliği'nin ilk etkinliği olan söyleşi, 1 Ekim günü saat 16.00'da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nde gerçekleşti.
Doğan Hasol 1937'de doğdu. 1956'da Galatasaray Lisesi'ni, 1961'de İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Bir süre aynı fakültede asistanlık yaptı. 1961'de daha öğrenciyken Mimarlık ve Sanat dergisini çıkaran gruba katıldı.1965-66'da Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin sekreter üyeliğini,1966-69 arasında da odanın dergisi Mimarlık'ın yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurullarında görev aldı.1968'de bir grup arkadaşıyla birlikte, yapı alanında bir bilgi merkezi olan Yapı-Endüstri Merkezi'nin kuruluşunu gerçekleştirdi. YEM'in üyesi olduğu Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği'nin (UICB) 1989 ve 1992'de üçer yıllık dönemler için başkanlığına seçildi. Başkanlığı sona ererken kendisine UICB Genel Kurulu kararıyla onursal üyelik verildi.Yapı-Endüstri Merkezi'nin başında olduğu 41 yıllık süre içinde, YEM'in bilgi merkezi işlevi doğrultusunda Yapı dergisinin yanı sıra, başta Yapı Kataloğu olmak üzere mesleki kataloglar ve mimarlık kitaplarının yayımlanmasına, kurslar, konferanslar, seminerler, sergiler düzenlenmesine, YEM Kitabevi'nin ve Sanal Mimarlık Müzesi'nin kurulmasına öncülük etti. 1978'den itibaren Yapı Fuarlarının gerçekleşmesini sağladı. Yayın etkinlikleriyle, Türk Serbest Mimarlar Derneği'nin 1994-95 dönemi Basın-Yayın Ödülü'nü kazandı.Serbest mimarlık çalışmalarını eşi A. Hayzuran Hasol ve kızı Ayşe Hasol Erktin ile birlikte kurdukları HAS Mimarlık grubu içinde sürdürmektedir (Bkz. www.hasmimarlik.com.tr). Bu kapsamda eşi ile birlikte, yapı dalında, Mimarlar Odası'nın 1990 Ulusal Mimarlık Ödülü'ne değer görülmüştür. Katıldığı bazı yarışmalarda ödül ve mansiyon kazanmış, ulusal yarışmaların yanı sıra, Ağa Han Mimarlık Ödülü, World Architecture Festival (WAF) ve Archiprix International gibi uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yapmıştır.İlk baskısı 1975 yılında çıkan ve 12 kez basılan Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü ile, daha sonra yayımlanan İngilizce-Fransızca-Türkçe ve İngilizce-Türkçe-İngilizce mimarlık ve yapı sözlükleri önemli kaynak yayınlar olmuştur. İngilizce-Fransızca-İngilizce olarak hazırladığı bir sözlük de Fransız yayınevi Le Moniteur tarafından Architecture et Bâtiment / Architecture and Building adı altında 1997'de Paris'te yayımlanmıştır. Hasol'un ayrıca, Yağma Var!, Her Şeyin Mimarı Var, Mimarî İzlenimler, Galatasaray'da Düşler/Gerçekler, Anılar Kuşlar Gibidir, Mimarlık Cep Sözlüğü, Mimarlar Dik Durur! ve Aferin Desinler Diye... adlı kitapları ve dergilerde, gazetelerde yayımlanmış çok sayıda mesleki makalesi bulunmaktadır.Hasol, 1990-96 arasında Galatasaray Spor Kulübü yönetiminde ikinci başkan olarak görev almış, 1997′den sonra Cumhuriyet gazetesinde haftalık spor yazıları yayımlanmıştır. Bütün yazıları www.doganhasol.net adresli kişisel web sitesinde toplanmıştır.2002-04 arasında İMSAD İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği'nde, 2004-05 döneminde Mimarlık Vakfı'nda, 2009-11 arasında da İstanbul Serbest Mimarlar Derneği'nde başkan olarak görev almıştır.Kendisine 1998 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nce "fahri doktor", 1999'da Yıldız Teknik Üniversitesi'nce, 2012′de İstanbul Kültür Üniversitesi'nce "onursal doktor" unvanı, 2000'de Mimarlar Odası'nca, 2014′te İstanbul Serbest Mimarlar Derneği'nce "Mesleğe Katkı Başarı Ödülü", 2007'de de Beykent Üniversitesi'nce "Mimarlık Onur Ödülü", 2015′te Sign of the City Awards "Jüri Onur Ödülü" verilmiştir.