En çok izlenen videolar

MimaristTV
53 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣Arif Keskiner

MimaristTV
34 Görüntülenme · 4 yıl önce

XII. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali kapsamında belgesel ve canlandırma türlerinde yarışmaya katılan 90 ülkeden 950 film, seçici kurul tarafından değerlendirilerek gösterime alınacak filmler ile ödüle değer bulunan filmler belirlendi. 20- 26 Ekim tarihleri arasında seyirci ile buluşacak bu filmler arasında ödüle değer bulunan eserlerin sahipleri, 27 Ekim Cumartesi günü saat 19.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde yapılacak törenle ödüllerini alacak.

MimaristTV
94 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣Sami Yılmaztürk

MimaristTV
104 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣Afet Farkındalık Eğitimi

MimaristTV
112 Görüntülenme · 1 yıl önce

15.03.2025

MimaristTV
154 Görüntülenme · 3 yıl önce

18.12.2023

MimaristTV
58 Görüntülenme · 3 yıl önce

21.01.2023

Eğitim alanındaki değerli hizmetlerinin yanı sıra, arkeolojik, yöresel ve anıtsal mimarlık mirasıyla ilgili araştırmalar yapmış; bu araştırmalarının sonuçlarını yol gösterici kaynak ürünler oluşturan sergi, konferans ve yayınlarla paylaşmış; tüm bu ürünlere temel oluşturan mimarlık fotoğrafı üretimini istikrarlı ve etkin bir şekilde sürdürmüş ve 17. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında oybirliği ile Mimarlığa Katkı Dalı Ödülü verilmiş olan Reha Günay, 2023 yılındaki ilk söyleşi konuğumuz oldu.

Mimarlık tarihi, sanat tarihi ve arkeoloji ara kesitindeki hassas ve disiplinli alan çalışmalarının tümünde öne çıkan analitik bakış açısı ile taviz vermeyen titiz yaklaşımı öğrencilerinin ve okuyucularının ortak görüşüdür. Türkiye’de mimarlık ve kültürel ortamın 20. yüzyılın ortasından bugüne beslenmesine katkıda bulunan Günay’ın yoğun bir şekilde emek verdiği bir alan da mimarlık fotoğrafı olmuştur. Fotoğraf çalışmalarıyla kültürel, arkeolojik ve mimarlık mirasının tespit ve belgelenmesi konusunda önemli katkılar yapmış olan Günay, 1970’li yıllardan itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde “mimarlık fotoğrafı” dersi de vermiş; böylece Türkiye’de fotoğraf sanatının mimari temsilin en etkin mecralarından biri olarak gelişmesini sağlayan önde gelen isimler arasında yer almıştır.

Deklanşöre basmak ve belgelemenin yaşamdaki öneminden son kitaplarından biri olan Şile’deki Ev’e de uzananan söyleşinin yürütücülüğünü eski öğrencilerinden M. Melih Güneş yaptı.

Reha Günay Hakkında

1937 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Reha Günay, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 1960 yılında mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde doktora yaptı. 1994 yılında profesör olan Reha Günay, emekli olana kadar Yıldız Teknik Üniversitesi Restorasyon Ana Bilim Dalı’nda çalıştıktan sonra Yeditepe Üniversitesi’nde bir süre öğretim üyesi olarak görev yaptı.

1978’den 2011 yılına kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde “Mimarlık Fotoğrafı” dersleri verdi. Fotoğraf çalışmalarına, kültür varlıklarının ve mimarlık mirasının belgelenmesi yönünde ağırlık verdi. 1983-2004 arasında Ağa Han Mimarlık Ödülleri Vakfı için İslam ülkelerinde yarışmaya katılan yapıları fotoğrafla belgeledi.

Prof. Dr. Reha Günay, yaşamı boyunca yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle 2020 yılında, TMMOB Mimarlar Odası 17. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında “Mimarlığa Katkı Ödülü”ne lâyık görülmüştür.

MimaristTV
72 Görüntülenme · 4 yıl önce

Şubat 2010
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

MimaristTV
30 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣Konferans Dizisi
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkiye'de Mimari Koruma Kültürü



"Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkiye'de Mimari Koruma Kültürü" konferansları 26 Kasım Cumartesi günü Prof. Dr. Edhem Eldem'in "Osmanlı Dönemi'nde Arkeoloji, Koruma Ve Müzecilik: İlk Adımlar" başlıklı sunumuyla devam ediyor.



Prof. Dr. Edhem Eldem sunumunda, 19. yüzyılın çağdaşlaşma çabaları çerçevesinde Batı'daki kurumlaşma ve yasalaşma süreçlerinin izlenerek Osmanlı Devleti'ne uyarlanması çabasını aktaracak.

MimaristTV
48 Görüntülenme · 4 yıl önce

Aralık 2009
Yönetmen: Fatih Pınar
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

MimaristTV
93 Görüntülenme · 4 yıl önce

Konu: Arsa Düzenlemesinde İdari Yargı Denetimi (Ön Koşullar Yönünden İnceleme); Arsa Düzenlemesinde İdari Yargı Denetimi (Esas Yönünden İnceleme); Arsa Düzenlemesinin İptali ve Sonuçları.

MimaristTV
102 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.

MimaristTV
67 Görüntülenme · 4 yıl önce

"AYIN KONUĞU" programımız aralık ayında Prof. Dr. Onur HAMZAOĞLU'nu konuk edecek.

Çalışma alanları sağlık politikaları, sağlıkta eşitlik, sınıf ve sağlık, sanayinin çevre ve sağlık etkileri ile yoksulluk ve sağlık olan HAMZAOĞLU, 10 Aralık Cumartesi günü gerçekleşecek buluşmaya"Bilim İnsanının Toplumsal Sorumluluğu: Kocaeli ve Dilovası Örneği" başlıklı sunumuyla katılacak. Bu sunumda, "Dilovası Olayı" olarak tanımlanan ve 6 Ocak 2011'de Kocaeli'nde yerel bir gazetede yayımlanan röportajla başlayıp, günümüzde de devam eden olaylar zincirinin öncesi ve sonrası özetlenerek paylaşılacak.

Prof. Dr. ONUR HAMZAOĞLU"Bilim İnsanının Toplumsal Sorumluluğu:Kocaeli ve Dilovası Örneği" Tarih10 Aralık 2016, Cumartesi, Saat:16.00Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent ŞubesiKaraköy, Kemankeş Cad. No. 31 34425 BeyoğluT: 0212 251 49 00 www.mimarist.orgOnur HAMZAOĞLU1961 yılında Ordu'da doğdu. Lise öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı. Gülhane Tıp Fakültesi'nden 1985 yılında hekim olarak mezun oldu. 1991 yılında halk sağlığı uzmanı, 1993 yılında epidemiyoloji yan dal uzmanı, 1996 yılında doçent oldu. 2002 yılında profesörlüğe atandı.12 Kasım 2001- 1 Eylül 2016 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.11 Ocak 2016'da kamuoyu ile paylaşılan "Bu suça ortak olmayacağız" metni imzacılarındandır. Bu nedenle, 672 sayılı KHK ile 1 Eylül 2016 tarihinde kamu görevinden çıkartıldı.Kocaeli Tabip Odası'nın, 2002-2016 yılları arasında, yedi dönem TTB Büyük Kongre delegesi olarak seçilmiştir.Türk Tabipleri Birliği tarafından yayımlanmakta olan Toplum ve Hekim Dergisi editörüdür. International Association for Health Policy(Europe) yönetim kurulu üyesidir. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Hematoloji Derneği ve Türk Sosyal Bilimler Derneği üyesidir.SCI, SCI-Expanded ve SSCI indeksleri kapsamında 23 makalesi ve bu makalelerine yine bu indekslerdeki yayınlarda 131 atıf bulunmaktadır.Başlıca çalışma alanları; sağlık politikaları, sağlıkta eşitlik, sınıf ve sağlık, sanayinin çevre ve sağlık etkileri ile yoksulluk ve sağlıktır. ÖdülleriDr. Nejat Yazıcıoğlu İşçi Sağlığı ve Meslek Hastalıkları Hizmet Ödülü (Kocaeli Halk Sağlığı AD'ye) (İTO, 2007)Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü (TTB, 2011)Çevre Kahramanı Ödülü-Eco Heroes of 2011 (Green Prophet, 2011)Yaşam Savunusu Bilim Ödülü (EGEÇEP, 2011)Çim Adam Ödülü (KÜLTÜRÇEV, 2011)Meslek Hizmet Ödülü (Or-An Roatry Kulübü, 2011-2012)Araştırma Etiği Ödülü (Türkiye Biyoetik Derneği, 2012)Hasan Balıkçı Onur Ödülü (TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, 2012)Halk Sağlığı Bilim Ödülü (Türkiye Halk Sağlığı Derneği, Okan Üniversitesi, 2015)

MimaristTV
36 Görüntülenme · 4 yıl önce

⁣En açık hali ile bir kez daha söylüyoruz!

GEZİ ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve onurlu sayfasıdır!

Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere yaşam ve yaşam alanlarımıza müdahale ederek topluma dayatılan projelerin gerçekleştirilmesi uğruna siyasi iktidarın etik, bilim, teknik ve hukuk tanımayan uygulamaları, 27 Mayıs 2013 tarihinde amansız ve akıl almaz bir şiddete dönüşmüştü. Bu amansız ve akıl almaz şiddet karşısında Gezi Parkından yükselen “sağlıklı kentleşme ve yaşanılır kent” talebi, ülkenin milyonlarca yurttaşının daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşmiş; 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren ülkenin dört bir köşesine yayılarak yepyeni ve evrensel bir boyut kazanmıştı.

Ülkemizin toplum, kent ve demokrasi tarihinde izleri hiç bir zaman silinmeyecek onurlu bir sayfa açan Gezi Direnişi, ilk günden beri ısrarla itham edilerek karalanmaya, Gezi Direnişinde dile getirilen temel hak talepleri bir suç unsuru gibi gösterilmeye, tarihsel ve meşru gerçeklik çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Niyetinizi ve korkularınızı biliyor, bu beyhude çabalarınızı reddediyoruz! Çünkü Gezi’yi yaşadık, biliyoruz!

Gezi, bu ülke tarihinin en demokratik, en barışçıl, en yaratıcı, en katılımcı, en kapsayıcı, en kitlesel hareketidir. Hep birlikte konuşup karar vermenin, fikri ve hayatı paylaşmanın, yaşama her boyutu ile sahip çıkmanın duvar yazısı olmuş halidir. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır.

2013 Mayıs’ının son günlerinden başlayıp Haziran boyunca devam eden, ülkemizin bugününü etkilediği gibi geleceğini de etkileyecek olan Gezi’nin tüm renkleri;

Parklarına ve meydanlarına sahip çıkmak için barışçıl bir biçimde slogan atarak, şarkı söyleyerek sokağa çıkanlar;

Parklarda çocuklar aç kalmasın diye evinden, fırınından, bakkalından, marketinden pasta, börek, pide getirenler;

Biber gazından ya da gözleri kör eden gaz fişeğinden etkilenenleri tedavi etmek için gönüllü nöbet tutan doktorlar, hemşireler, sağlık memurları;

En demokratik haklarını kullanırken hukuksuz uygulamalara maruz kalan insanları korumak için seferber olan avukatlar;

Gezinin haklılığını savunan ve bu haklılığa karşı gösterilen şiddeti protesto amacıyla ülke genelinde 2 gün boyunca grev yaparak iş bırakan kamu emekçileri;

Şiirleri ve öyküleri ile şehirlerin meydanlarını edebiyat matinelerine çeviren öykücüler, şairler;

Enstrümanları ile meydanları ve parkları renklendiren müzisyenler, hiçbir enstrüman kullanmadan müzik ziyafeti veren korolar;

Ülke tarihinin en kitlesel, barışçıl ve demokratik halk tepkisini haberleştiren gazeteciler, radyocular, televizyoncular;

Yarışma programlarından magazin programlarına, tartışma programlarından belgesellere kadar Gezi’yi ekranlara taşıyan yapımcılar, sunucular, programcılar; Ülkenin çok sesli, demokratik ve çağdaşlaşma sürecinde bir adım olan Gezi’de “ben de vardım!“ diyen oyuncular, sanatçılar, yönetmenler;

Sendikalı ya da sendikasız, güvenceli ya da güvencesiz, ücretli ya da işsiz, ülke, yaşam ve emek üzerinden hak talep eden inşaat işçisinden plaza çalışanına binlerce emekçi;

Hukuksuz ve kent katili imar planlarına karşı teknik ve yasal çerçevede mücadele eden mühendisler, mimarlar, şehir plancıları;

Şiddete uğrayan kırmızılı kadınlar, Taksim Meydanı’nda sabaha kadar piyano çalan sanatçılar, duran adamlar, toma karşısında bedenini siper edenler, ağaçlara sarılan insanlar, kararlı duran milletvekilleri, çocuklarını almak için değil yanlarında olmak için gelip zincir olan anneler; duvar yazılarıyla, yaratıcı zekalarıyla dostu düşmanı hayran bırakan ve geleceğe umut aşılayan gençler; penguen kanallarının önünden ayrılmayan plaza çalışanları; meydanlarda kandil kutlayan ve yeryüzü sofraları kuranlar; kütüphaneleri, emzirme çadırlarını, dilek ağaçlarını yapanlar ve gecenin üçünde bunları korumak için elele verenler;

Yargılanamaz, suçlanamaz ve kirletilemez!

Gezi Direnişi, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı iddialarıyla hiçbir şekilde suç kapsamına sokulamaz, hakkında şaibe yaratılamaz!

Çünkü, Gezi’de hiçbir karar kapalı kapılar ardında ve gizli kapaklı alınmadı. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde kendinden menkul kişi ya da kurumların kararları uygulanmadı. Her ne yapılacaksa “bu bazen miting, bazen konser, kütüphane açılışı, revir ya da mutfak” açık forumlarda ve oybirliği ile kararlaştırıldı. Gerekli olan sembolik ihtiyaçlar katılanlar tarafından imece ile karşılandı.

Yani Gezi’nin “şefi”, “reisi”, “yönlendiricisi”, “talimat vereni ” yoktu!

Bu nedenle içeriden ya da dışarıdan “finansörü” olması da mümkün değildi.

GEZİ; güncel siyasal gelişmelerin, rekabetlerin, seçimlerin, meclis pazarlıklarının kabına hiç sığmadı. Bu nedenle iktidardaki hükümetin ayarını, muhalefet partilerinin ezberini bozdu. Ne adına parti kuranların, ne de adına aday olanların seçim beklentilerine yanıt verdi.

Bugün burada Gezi hakkında, yalanlar ve çarpıtmalarla kurgulandığı çok açık ithamlar karşısında gerçekleri hatırlatma gibi tarihsel bir sorumluluğu yerine getiriyoruz.

Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıydı Gezi.

Emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, barıştan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı…

Bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz.

Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk.

Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz.

Gezi sürecine dair dava edilmesi, yargılanması gereken birileri varsa, amansızca ve kural tanımadan bu ölümlere ve yaralanmalara neden olanlardır. Bu emirleri verenlerin, koruyanların, mahkemelerini sürüncemede bırakanların vermeleri gereken hesapları olmalıdır. Kendi yurttaşlarının talepleri berrak, kitleselliği ve haklılığı açık olan bu mesajının gereklerini yerine getirmek veya en azından verilen mesaj doğrultusunda durup düşünmek yerine, tam tersine düşman yaratma, suç icat etme, ülkenin en demokratik eyleminden darbe, terör, suç örgütü çıkarma girişimleri bu ülkeye ve demokrasiye yapılacak en büyük kötülüktür.

Bu tarihsel gerçeklik, hayali senaryolara dayanan suçlamalarla, insanları iddianame bile olmadan aylarca yıllarca tutuklu bırakmakla, akademisyenleri ve sivil toplum gönüllülerini gözaltında sorgulayıp tutuklamakla, anayasal hak ve ödevlerini yerine getirerek yasal ve meşru şekilde görevlerini yapan arkadaşlarımızı ifadelere çağırmakla, tıpkı Kabataş yalancıları gibi yeni yalancı tanık ve iftiracılar bulup çıkarmakla değiştirilemez.

İktidarı desteklemek için kendi yarattıkları yalan dünyasında her türlü akıl dışı haberi, iftira ve karalamayı yapmaktan çekinmeyen; kendi uydurdukları yalanlara kendileri inanıp herkesin de inanmasını isteyen bir medyanın tarihi çarpıtma gayretiyle; tarafsızlığı çoktan tartışmalı hale gelmiş adalet aygıtının zorlamasıyla Gezi’yi suçla, terörle, darbeyle anılan bir eyleme dönüştüremezsiniz.

Taksim Dayanışması olarak; 2012 yılının Şubat ayında ilk toplantımızı yaptığımız andaki taleplerimizin de, Gezi parkındaki ağaçların kesildiği, çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de, gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam talep eden milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam edeceğiz.

Bu ülkeye birgün demokrasi gelecekse, onca baskı ve şiddete rağmen kısamadığınız seslerin Gezi’deki yankısından gücünü alacaktır. Ülke tarihinde bir onur sayfası olarak yer alan Gezi Direnişi’ni, bu ülkenin geleceğine sahip çıkan demokrasi ve özgürlük çığlığını karalama çabasından artık vazgeçin.

TAKSİM DAYANIŞMASI

MimaristTV
48 Görüntülenme · 4 yıl önce

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Anadolu 2. B.K.B. Temsilciliği, 1 Mart 2018 tarihinde Orman Yüksek Mühendisi Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı ve Mimarlar Odası Genel Başkanı Mimar Eyüp Muhcu’nun katılımıyla “Kanal İstanbul” konulu panel-forum etkinliği düzenledi.

Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezinde düzenlenen panel-forum, saat 18’de başladı.




4. sayfadasınız. Toplam sayfa sayısı 6