En çok izlenen videolar
Oğuz Öztuzcu
18.10.2025
1. Gün
18.12.2023
23 Eylül 2023
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
The award-winning films will be released at a ceremony on October 28, 2017
08 11 2025
22 Eylül 2023
Sempozyum
Tarih: 12-13 Kasım 2015 Perşembe, Cuma
Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu
"Mimarlık ve Eğitim Kurultayları, 2001 yılından başlayarak iki yıl arayla gerçekleştirilmiş ve kazanımlarını mimarlık gündemine taşımıştır. Kurultaylarda mimarlık eğitiminin ve mimarlığın sorunları formasyon, yeniden yapılanma, süreklilik, değişim, yetki ve sorumluluk, gelişim, çeşitlenme, bütünleşme ve dayanışma temelinde ele alınmış; meslek ortamı ve üniversiteler arasında işbirliği sağlanarak çözüm aranmıştır.
On yılı aşkın deneyim ve birikimi ile son olarak 2013 yılında "Mimarlık Eğitim ve Meslek Alanında Bütünleşme ve Dayanışma" teması ile yedincisi düzenlenen Kurultayda; gündemde olan yasal değişiklikler yoluyla mimarlık meslek ve eğitim alanında yaşanan değişiklikler, geçmişe ait kazanımların kaybedilmesine yol açan özelleştirme süreçleri, mimarlık eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında yaşanan kalite sorunları, mesleki haklar ve yetki alanları değerlendirilmiştir.
Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarının "Nasıl Bir Gelecek – Nasıl Bir Mimarlık" teması ile ilk kez düzenlendiği döneme benzer bir bağlam oluşturan kriz ve belirsizliklerin; mimarlık ortamı ve eğitim alanındaki dönüşüme yansımaları göz önünde bulundurularak Sekizinci Kurultay teması "Mimarlık ve Eğitim: Nereye?" olarak belirlenmiştir."
Kurultay 12-13 Kasım 2015 tarihlerinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek, Kurultayın 3. Oturumu ile Mimarlık Eğitimine Dair Bir Önerim Var" başlıklı IV. Diploma Projeleri Sergisi ise Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nde yapılacaktır.
Program:
Mimarlık ve Eğitim Kurultayı – 8
"Mimarlık ve Eğitim: Nereye?"
12-13 Kasım 2015 / MSGSÜ Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu, İstanbul
12 Kasım 2015 / Perşembe
09.00 – 09.30 Kayıt
09.30 – 10.45 / Açılış Oturumu
Cemal Sami YILMAZTÜRK, Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesi Başkanı
Eyüp MUHCU, Mimarlar Odası Genel Başkanı
Deniz İNCEDAYI, Kurultay Başkanı
Azmi ÖGE, KTMMOB Mimarlar Odası Başkanı
Sema ERGÖNÜL, MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı
10.45 – 11.00 Ara
11.00 – 13.00 / 1. OTURUM
"Toplumsal Sorumluluklar"
Oturum Yöneticisi:
Zeynep AHUNBAY
Tematik Sunuşlar:
Doğan KUBAN
Korkut BORATAV
Afşar TİMUÇİN
13.00 – 14.00 / Yemek Arası
14.00 – 16.00 / 2. OTURUM
"Mimarlık ve Etik"
Oturum Yöneticisi:
Doğan HASOL
Sunuşlar:
Cengiz BEKTAŞ
İpek AKPINAR
Mücella YAPICI
16.00 – 17.00 / Mimarlar Odası İstanbul BK Şubesine geçiş
17.00 – 18.00 / 3. OTURUM
Öğrenci Forumu
Sunuşlar:
Öğrenci Temsilciler Kurulu
18.30 / SERGİ AÇILIŞI
Diploma Projeleri Sergisi - IV
"Mimarlık Eğitimine Dair Bir Önerim Var"
Öğrenci Fikir Yarışma Sergisi
Gezi ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve onurlu sayfasıdır!
En açık hali ile bir kez daha söylüyoruz!
GEZİ ülkemizin toplumsal tarihinin en parlak ve onurlu sayfasıdır!
Gezi Direnişi Anayasal bir zeminde gerçekleştiği yargı kararlarıyla iki kez tescil edilmesine rağmen, hukuka ve gerçeğe aykırı, tümüyle mesnetsiz iddialarla, üçüncü kez yargılanmak isteniyor. Toplumsal muhalefetin en temel hak ve talepleri suç unsuru gibi gösterilmek, barışçıl direnişin tarihsel ve meşru gerçekliği ısrarla çarpıtılmak, karalanmak isteniyor.
Niyetinizi ve korkularınızı biliyor, bu beyhude çabalarınızı reddediyoruz! Çünkü Gezi’yi yaşadık, biliyoruz! Gezi, bu ülke tarihinin en demokratik, en barışçıl, en yaratıcı, en katılımcı, en kapsayıcı, en kitlesel hareketidir. Hep birlikte konuşup karar vermenin, fikri ve hayatı paylaşmanın, yaşama her boyutu ile sahip çıkmanın duvar yazısı olmuş halidir. Ölümcül polis şiddetine karşı her şehirde yankılanan barışçıl ve haklı tepkinin adıdır.
2013 Mayıs’ının son günlerinden başlayıp Haziran boyunca devam eden, ülkemizin bugününü etkilediği gibi geleceğini de etkileyecek olan Gezi’nin tüm renkleri;
Parklarına ve meydanlarına sahip çıkmak için barışçıl bir biçimde slogan atarak, şarkı söyleyerek sokağa çıkanlar;
Biber gazından ya da gözleri kör eden gaz fişeğinden, o korkunç polis şiddetinden etkilenenleri tedavi etmek için gönüllü nöbet tutan doktorlar, hemşireler, sağlık memurları;
En demokratik haklarını kullanırken hukuksuz uygulamalara maruz kalan insanları korumak için seferber olan avukatlar;
Gezinin haklılığını ve bu haklılığa karşı gösterilen şiddeti protesto amacıyla ülke genelinde 2 gün boyunca grev yaparak iş bırakan kamu emekçileri;
Şiirleri ve öyküleri ile şehirlerin meydanlarını edebiyat matinelerine çeviren öykücüler, şairler; Enstrümanları ile meydanları ve parkları renklendiren müzisyenler, ya da hiçbir enstrüman kullanmadan müzik ziyafeti veren korolar;
Ülke tarihinin en kitlesel, barışçıl ve demokratik halk tepkisini haberleştiren gazeteciler, radyocular, televizyoncular;
Ülkenin çok sesli, demokratik ve çağdaşlaşma sürecinde bir adım olan Gezi’de “ben de vardım!“ diyen oyuncular, sanatçılar, yönetmenler;
Sendikalı ya da sendikasız, güvenceli ya da güvencesiz, ücretli ya da işsiz, ülke, yaşam ve emek üzerinden hak talep eden inşaat işçisinden plaza çalışanına binlerce emekçi;
Hukuksuz ve kent katili imar planlarına karşı teknik ve yasal çerçevede mücadele eden mühendisler, mimarlar, şehir plancıları;
Şiddete uğrayan kırmızılı kadınlar, Taksim Meydanı’nda sabaha kadar piyano çalan sanatçılar, duran adamlar, toma karşısında bedenini siper edenler, ağaçlara sarılan insanlar, kararlı duran milletvekilleri, çocuklarını almak için değil yanlarında olmak için gelip zincir olan anneler; duvar yazılarıyla, yaratıcı zekalarıyla dostu düşmanı hayran bırakan ve geleceğe umut aşılayan gençler, kadınlar, lgbti+lar, taraftar grupları; penguen kanallarının önünden ayrılmayan plaza çalışanları; meydanlarda kandil kutlayan ve yeryüzü sofraları kuranlar; kütüphaneleri, emzirme çadırlarını, dilek ağaçlarını yapanlar ve gecenin üçünde bunları korumak için elele verenler;
Yargılanamaz, suçlanamaz ve kirletilemez!
9 yıl geçti, ancak Gezi Direnişi tüm berraklığıyla, tüm haklılığıyla var olmaya devam ediyor. Ama bugün, tüm dünyada kabul gören bu haklılığa rağmen, Taksim Dayanışması’ndan kent, demokrasi ve hukuk emekçisi arkadaşlarımız Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay’ın da aralarında yer aldığı itham edilenlerin şahsında, ülkemizin 80 kentinde Gezi’ye katılarak anayasal haklarını kullanan, demokrasiye güç vermiş milyonlarca yurttaşımız bir kez daha haksızca yargılanmak isteniyor. Daha önce iki kez aynı ithamlar karşısında haklılığı ispatlanan Mücella Yapıcı hakkında müebbet, Tayfun Kahraman ve Can Atalay hakkında onlarca yıl hapis talep ediliyor. 2017 yılından bu yana, somut hiçbir delil olmadığı halde siyasi bir tutsak olarak tutukluluğu devam eden Mehmet Osman Kavala hakkında müebbet isteniyor.
İstedikleri sadece bu değil. Gezi’nin Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı olduğu, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkı olduğu unutturulmak isteniyor.
Gezi’nin emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, barıştan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı olduğunu unutturmak istiyorlar.
Bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz. Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk. Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz.
Gezi sürecine dair dava edilmesi, yargılanması gereken birileri varsa, amansızca ve kural tanımadan işte bu ölümlere ve yaralanmalara neden olanlardır.
Gezi Direnişinin tarihsel gerçekliği, hayali senaryolara dayanan suçlamalarla, insanları iddianame bile olmadan aylarca yıllarca tutuklu bırakmakla, tarafsızlığı çoktan tartışmalı hale gelmiş mahkemelerinizin zorlamasıyla değiştirilemez.
Bu akıl ve hukuk dışı dava derhal geri çekilmeli, kurgu ithamlarla yargılanmak istenen arkadaşlarımız hakkındaki iddialar düşürülmeli, somut hiçbir delil olmadığı halde siyasi bir tutsak olarak tutukluluğu devam eden Mehmet Osman Kavala derhal serbest bırakılmalıdır. Ülke tarihinde bir onur sayfası olarak yer alan Gezi Direnişi’ni, bu ülkenin geleceğine sahip çıkan demokrasi ve özgürlük çığlığını karalama çabasından artık vazgeçin.
Bu ülkeye birgün demokrasi gelecekse, onca baskı ve şiddete rağmen kısamadığınız seslerin Gezi’deki yankısından gücünü alacaktır. 2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki o rengarenk dayanışmacı anlayışı sahiplenen tüm yurttaşları, özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çünkü zeytinlerin, derelerin, doktorların, gazetecilerin, avukatların, öğrencilerin, akademisyenlerin, kadın hareketinin, lgbti+ların yanında hep birlikte kol kola girip baskılara karşı direnmeye devam etmenin yolu, kısacası demokrasinin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktan geçiyor. Biliyor ve inanıyoruz ki:
GEZİ eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için bu Ülkenin sönmeyecek umududur.
TAKSİM DAYANIŞMASI
Tam 4 yıl oldu…
4 yıl önce bugünlerde Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere, yaşam alanlarımıza amansız ve hukuksuz bir şiddetle saldıranların karşısında omuz omuza verdik.
Gençlerimizin yaratıcı zekâsıyla, annelerimizin kucaklayan şefkatiyle, işçi kardeşlerimizin emekten gelen gücüyle, kadınlarımızın gür sesiyle, LGBTİ bireylerimizin biz de varız çığlığıyla el ele verip dayanışmamızı ve direnişimizi büyüttük. Bu onurlu direniş ve evrensel dayanışma karşısında çaresizlerin ve korkakların günden güne daha da kirlenen politikalarına, günden güne tırmandırılan şiddetine, adaletsizliğine karşı biz Gezi’nin çapulcuları onlarca ayrı dille, sesle, renkle bir arada durduk, nefes aldık.
Dünyaya örnek olan, umut veren; muktedirlerin ise bir hayalet gibi korktukları, dillerinden düşürmedikleri Gezi direnişimiz 4 yaşında.
Korkmakta haklılar, gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde biz birbirimizi çok seviyoruz.
Gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde karanlığa dur diyebiliyoruz.
Gördüler ki; plastik mermiler, biber gazları, gözaltılar, tutuklamalar bizi korkutamıyor.
Gördüler ki; biz parkımız, geleceğimiz, çocuklarımız, ailelerimiz için tüm renklerimizle direniyoruz.
Gördüler ki; biz bir araya geldiğimizde düşlediğimiz hayatı kuruyoruz.
ve gördüler ki, Gezi’den bugüne 4 yıldır biz karanlığa, şiddete, haksızlığa HAYIR demeye devam ediyoruz.
4 yıldır her geçen gün etrafımızı daha fazla saran karanlığın farkındayız.
Ne Anayasa’nın ne uluslararası sözleşmelerin, ne de AİHM kriterlerinin dikkate alındığı, hukuksuzluk ve keyfiliğin kutsandığı bir siyasal iklimde yaşıyoruz. Bu keyfiliği biz GEZİ sürecinden iyi tanıyoruz. İktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını unutmuş değiliz.
Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olanlarız.
Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafya bozuntularının ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını bilenleriz.
Özgürlükten, demokrasiden, barıştan ve doğadan olan herkesin açlıkla, ölümle ve hapisle sınandığını, hırsızlığın, yolsuzluğun, katliamların, taciz ve tecavüzlerin cezasızlıkla ödüllendirildiğini; bir insanı katletmenin bedelinin mahkeme masraflarından daha az olduğunu; 80 gündür çocuğunun kemiklerini alabilmek için açlık grevi yapan babaya oğlunun kemiklerinin kargoyla gönderildiğini görenleriz.
Herkesin susmasını, herkesin biat etmesini, herkesin el pençe divan durmasını isteyenlerin haklarını talep edenler karşısında hukuksuzluğa, adaletsizliğe, vicdansızlığa nasıl sarıldıklarını; parlamentonun işlevsizleştirilmesi için milletvekillerinin tutuklanmasına, şiddete nasıl ihtiyaç duyduklarını yaşayarak öğrenenleriz.
Baştan sona adaletsiz ve eşitsiz bir ortamda gerçekleştirilen Anayasa referandumunun bile nasıl oy hırsızlığı ile maniple edildiğini hep birlikte yaşadık. Demokrasi isteyenlerin oylarının nasıl gasp edilmeye çalışıldığını hep birlikte gördük.
Gezi’de barıştan, özgürlükten, doğadan eşitlik ve dayanışmadan yana kurduğumuz hayatın peşinde olanların KHK’larla, ihraçlarla, açlıkla, tutuklamalarla sınandığı bu karanlıkta, dayanışmamızdan ve birbirimizden vazgeçmiyoruz. OHAL adı altında yerleştirilen bu karanlığa, haksızlığa, talana, şiddete, cezasızlığa Gezi’den aldığımız güç ve kazanımlar ışığında hayır diyoruz.
Bilinsin ki; Gezi direnişi bu toplumun tarihinde bir onur sayfası olarak yerini almıştır. Dünyaya örnek olan Gezi direnişi, en temel hak taleplerinin hukuksuzca cezalandırılmaya çalışıldığı davalarda suç unsuru olarak gösterilip kriminalize edilmeye çalışılmaktadır. Bunu reddediyor, kendi hukuksuz ve onursuzluklarının yarattığı korku ve kâbusları nedeniyle bu sayfanın karalanmasına izin vermiyoruz.
4 yıl önce bir parkta birlikteliğimizden yarattığımız gücümüzle tekrarlıyoruz; Başta Taksim Meydanı ve Gezi Parkı olmak üzere yaşam alanlarımızın, ormanlarımızın, parklarımızın, meydanlarımızın, kentlerimizin, insan hakları anıtımızın dahi abluka altına alınmasını ve yok edilmesini, ülkemizin bir cezaevine dönüştürülmesini hiçbir zaman kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz.
Taleplerimizin arkasındayız!
Bir aradayız, Susmuyoruz!
Hayır Bitmedi, Mücadeleye devam diyoruz!
TAKSİM DAYANIŞMASI
25.11.2023
Video hakkında henüz açıklama girilmemiş.
06.03.2015 Cuma (2. Gün)
Oturum-5: "Değişen İnsan-Mekan İlişkileri, Kent ve Birey"
Moderatör: Ali Rüzgar-Mimarlık Vakfı YK Sekreteri
Bildiri: Ali Akay-Prof. Dr./MSGSÜ-Sosyoloji
Değerlendirme:
Emre Zeytinoğlu-Yrd. Doç. Dr./MSGSÜ
Nezih Başgelen-Arkeolog-Yayıncı/Arkeoloji ve Sanat Yayınları
Tartışma: ...
Oturum-6: "Mimarlık ve Estetik Kültür, Etkileşim Araçları ve Etik"...
Moderatör: Eser Yağcı-Yrd. Doç. Dr./MSGSÜ/ MO İst. BK Şb. YK Üyesi
Bildiri: Meriç Öner-Araştırma ve Program Yöneticisi-SALT
Değerlendirme:
Belkıs Uluoğlu-Prof. Dr./İTÜ-Mimarlık
Oğuz Haşlakoğlu-Doç. Dr./İTÜ-Mimarlık/GSB-Sanat Felsefesi
Tartışma: ...
Oturum-7: "Planlamada Katılım ve Kamu Yararı"
Moderatör: Asuman Türkün-Prof. Dr./YTÜ-Şehir Planlama
Bildiri: Sezai Göksu-Prof. Dr./Dokuz Eylül Ü.-Şehir Planlama
Değerlendirme:
Cihan B. Uzunçarşılı-Bağımsız Araştırmacı/Kent Hareketleri
Yaşar Adnan Adanalı-Araştırmacı/Şehirci
Tartışma: ...
Oturum-8: "Planlama Kurumunun Çoklu Hukuk Ortamı"
Moderatör: Akın Atauz-Şehirci, Bölge Plancısı
Bildiri: Feridun Duyguluer-Öğr. Gör./ODTÜ/Eski BB TAU Genel Müdürü
Değerlendirme:
İclal Dinçer-Prof. Dr./YTÜ-Şehir Planlama
Tayfun Kahraman-Şehir Plancıları Odası İstanbul Şb. Başkanı
Yıldız Uysal-Y.Müh. Mimar/ Mimarlar Odası İst. BK Şb.
Tartışma: ...
Oturum-9: "Türkiye Mimarlık Eğitimi Politikasına Doğru"
Kaynaklar...
Moderatör: Doğan Hasol-Dr./Y. Müh. Mimar
Bildiri: Bülend Tuna-Mimarlar Odası Mimarlık Akreditasyon Kurulu Üyesi
Değerlendirme:
Neslihan Dostoğlu-Prof. Dr./İKÜ-Mimarlık
Boğaçhan Dündaralp-Mimar
Tonguç Akış-Yrd.Doç. Dr./İYTE-Mimarlık
Tartışma: ...
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Ocak 2015’ten itibaren düzenlediği ve farklı disiplinden bir uzmanın konuşmacı olarak katıldığı “Ayın Konuğu” buluşmalarının bu dönemki ikinci konuğu İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu.
Mimarlar Odası Avukatı Can Atalay’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek olan söyleşide “Anayasal Meslek Örgütleri ve Hukuk Mücadelesi” konuşulacak.
"Ayın Konuğu" buluşmaları kasım ayında Arkeolog Güneş DURU'nun "İnsan ve Mekanın Dolanık İlişkisi" başlıklı sunumuyla devam etti. DURU'nun sunumu 12 Kasım 2016 Cumartesi günü Karaköy binamızda gerçekleşti.
"İnsan ve Mekanın Dolanık İlişkisi"
"Barınma zorunluluğuyla başlayan insan-mekan ilişkisi öngörülemeyen yeni deneyimler, sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm arayışlarını ve yeni icatları beraberinde getirirken el yordamıyla oluşturulan mekanlar zamanla insanı biçimlendirmeye başlamış, bir anlamıyla evcilleştirmiştir. Ölçeği değişse de insan ve mekanın karşılıklı, dolanık ilişkisi tüm toplumsal dinamiklerin merkezinde olmuştur.
İlk yerleşik toplulukların çözüm arayışları, sosyal rekabet ve bir dizi benzeri olgu "Mimarlığın" ortaya çıkmasına neden olurken, değişen mekan kavramı özel ve kamusal alan arasındaki ayrışma ve çatışmaları da beraberinde getirmiştir."
Güneş Duru
25 yıldır pek çok arkeolojik araştırma ve kazı projesinde yer alan Dr. Güneş Duru arkeoloji, mimarlık ve antropoloji gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, insan ve mekan arasındaki dolanık ilişkinin değişim dinamikleri kadar, mimarlığın ortaya çıkış sürecinin de izlerini sürmektedir.
"AYIN KONUĞU" programımız aralık ayında Prof. Dr. Onur HAMZAOĞLU'nu konuk edecek.
Çalışma alanları sağlık politikaları, sağlıkta eşitlik, sınıf ve sağlık, sanayinin çevre ve sağlık etkileri ile yoksulluk ve sağlık olan HAMZAOĞLU, 10 Aralık Cumartesi günü gerçekleşecek buluşmaya"Bilim İnsanının Toplumsal Sorumluluğu: Kocaeli ve Dilovası Örneği" başlıklı sunumuyla katılacak. Bu sunumda, "Dilovası Olayı" olarak tanımlanan ve 6 Ocak 2011'de Kocaeli'nde yerel bir gazetede yayımlanan röportajla başlayıp, günümüzde de devam eden olaylar zincirinin öncesi ve sonrası özetlenerek paylaşılacak.
Prof. Dr. ONUR HAMZAOĞLU"Bilim İnsanının Toplumsal Sorumluluğu:Kocaeli ve Dilovası Örneği" Tarih10 Aralık 2016, Cumartesi, Saat:16.00Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent ŞubesiKaraköy, Kemankeş Cad. No. 31 34425 BeyoğluT: 0212 251 49 00 www.mimarist.orgOnur HAMZAOĞLU1961 yılında Ordu'da doğdu. Lise öğrenimini Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı. Gülhane Tıp Fakültesi'nden 1985 yılında hekim olarak mezun oldu. 1991 yılında halk sağlığı uzmanı, 1993 yılında epidemiyoloji yan dal uzmanı, 1996 yılında doçent oldu. 2002 yılında profesörlüğe atandı.12 Kasım 2001- 1 Eylül 2016 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.11 Ocak 2016'da kamuoyu ile paylaşılan "Bu suça ortak olmayacağız" metni imzacılarındandır. Bu nedenle, 672 sayılı KHK ile 1 Eylül 2016 tarihinde kamu görevinden çıkartıldı.Kocaeli Tabip Odası'nın, 2002-2016 yılları arasında, yedi dönem TTB Büyük Kongre delegesi olarak seçilmiştir.Türk Tabipleri Birliği tarafından yayımlanmakta olan Toplum ve Hekim Dergisi editörüdür. International Association for Health Policy(Europe) yönetim kurulu üyesidir. Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Hematoloji Derneği ve Türk Sosyal Bilimler Derneği üyesidir.SCI, SCI-Expanded ve SSCI indeksleri kapsamında 23 makalesi ve bu makalelerine yine bu indekslerdeki yayınlarda 131 atıf bulunmaktadır.Başlıca çalışma alanları; sağlık politikaları, sağlıkta eşitlik, sınıf ve sağlık, sanayinin çevre ve sağlık etkileri ile yoksulluk ve sağlıktır. ÖdülleriDr. Nejat Yazıcıoğlu İşçi Sağlığı ve Meslek Hastalıkları Hizmet Ödülü (Kocaeli Halk Sağlığı AD'ye) (İTO, 2007)Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü (TTB, 2011)Çevre Kahramanı Ödülü-Eco Heroes of 2011 (Green Prophet, 2011)Yaşam Savunusu Bilim Ödülü (EGEÇEP, 2011)Çim Adam Ödülü (KÜLTÜRÇEV, 2011)Meslek Hizmet Ödülü (Or-An Roatry Kulübü, 2011-2012)Araştırma Etiği Ödülü (Türkiye Biyoetik Derneği, 2012)Hasan Balıkçı Onur Ödülü (TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, 2012)Halk Sağlığı Bilim Ödülü (Türkiye Halk Sağlığı Derneği, Okan Üniversitesi, 2015)